Öğretmenliğini Kaybeden Üniversite Hocaları

2

Bu yazımın amacı üniversitedeki eğitimcileri kötülemek değil, öğretmenlik anlayışından uzaklaşan bazı eğitimcilerimizi eleştirmektir. Yazımı bu yıl mezun olan öğretmen arkadaşlarıma ve hocalarıma ithaf ediyorum.

 

Üniversite… Artık lisede değilsiniz cümlesini eğitmenlerden oldukça fazla duyduğumuz, bildiğimiz eğitim anlayışının temelden değiştiği ve hayal ettiğimizden oldukça uzak olan bir yer. Evet, artık lisede değiliz. Zira ilkokulun ve lisedeki eğitimcilerin sıcaklığından, öğretmenliğini kaybedip hocaya dönüşmüş buz gibi soğuk -bazı- eğitimcilerin kucağındayız artık. Rektörler, Dekanlar, Doçlar, Proflar, Eğitmenler… Öğretmen ve öğrenci arasındaki köprülerin kademe yükseldikçe uzadığını söylemek yanlış olmaz. Lakin asıl iç karartıcı olan şey sadece bu değil maalesef. 

35 yıllık bir eğitimcinin oğlu ve 15  yıllık eğitim hayatı olan bir genç olarak, eğitim kavramını net bir şekilde anladığımı düşünüyorum. Bunca yıl geçmesine rağmen bana ilk eğitimimi veren her öğretmenimin adını hatırlar ve seslerini işitirim. Bunlardan en fazla tekrarlanan ses ise, öğretmenin bizlerin hem annesi ve hem de babası olduğudur. Küçücük hayatlarımızda bizlere yön veren ailemiz ve öğretmenlerimizden başka bir pusulanın olmaması, bu anlayışın ne kadar saf ve güzel olduğunun kanıtıdır. Peki ilköğretim ve ortaokuldan, üniversiteye kadar uzanan bu yolda eğitim anlayışı nasıl bu kadar farklılaşabildi? Bu farklar nelerdi?

Kurallar… Hayatın akışını denetleyen, belirli bir düzene sokan ve gerektiğinde müdahale eden kurallar yaşamımızın değişmez bir parçasıdır. Her alanın, her ortamın kendine göre geliştirdiği kurallar çerçevesinde yaşama mecburiyetindeyizdir ve şahsen bundan da bir şikayetim yok. Şikayetçi olduğum taraf ise bazı kuralların bizleri mekanikleştirme çabasıdır ki eğitim hayatımızı etkileyen en önemli negatif etkiyi de bu yaratıyor kanımca. Eğitim ve Öğretim hayatının içine bürokrasiyi bu kadar sıkıştırmak düşünülenin aksine eğitim ve öğretimi oldukça zor bir hale sokuyor. Yukarıda da bahsettiğim üzere bu yüzden eğitimci ve öğrenci arasındaki uzaklık zamanla büyüyor. Üniversitedeki öğrencileri tabii ki kontrol altında tutarak, belirli bir düzen ve kural çerçevesinde refahlarını sağlayıp eğitimlerini vermek gerekiyor. Lakin siz eğitimcilerin bu kurallar ile kendinizi mekanikleştirerek, aramızdaki köprüleri uzatarak, ‘ Burası lise değil  ‘ anlayışını öğrencilere yanlış bir şekilde nakletmesi sonucu biz öğrencileri oldukça işin içinden çıkılmaz bir hale sokuyor.

Öğrencilerinin adını bilmeyen, yüzünü hatırlamayan, ‘ kaç tane derse girip onlarca öğrenci görüyorum nasıl hatırlayabilirim? ‘ bahanesinin ardına sığınan, kapısından öğrenciyi kovan, dersi anlatır sonra çeker giderim anlayışına sahip, öğretmenliğin asil vicdanından uzaklaşan pek çok eğitimci üniversitelerde görev alıyor. Kuralları kendilerine kalkan yaparak öğretmenliğin o asil duygusundan uzaklaşıyor. Öğrenci ve öğretmen arasında olması gereken ilişkiyi kendisine bir yükmüş gibi çekip atıyor. Eğitimcilerinin bu ilişkiyi bir yük gibi görmesi, verdiği eğitimi de buna paralel olarak öğrencinin gözünde bir yük haline getiriyor. ‘ Öğretmen öğrencisinin hem annesi, hem de babasıdır ‘ cümlesi öğretmenlikte kalıveriyor. Eğitim veren, lakin öğretemeyen hocaların türemesi bu yüzdendir ki asıl parmak basılıp incelenmesi gereken nokta budur. 

Cumhuriyet Üniversitesi, Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünde 4. Sınıfa ayak basmış bir öğrenciyim. Bir yıl sonra belki de hiçbir üniversite hocamızla bir daha karşılaşmayacağız ancak bazı hocalarımızın üzerimizde bıraktığı etkiler tüm hayatımız boyunca bizi takip edecektir. Hatta asıl kişiliğimizi oluşturduğumuz bu son raddede bu etkilerin bizleri yönlendirmesi oldukça mümkündür. Kimin nasıl öğretmenlik yapacağını söyleyecek bir hakka veya konuma sahip değilim. Lakin eleştirmek hakkım olduğu gibi bu eleştiriyi düşünmekte öğretmenlerimizin görevidir. Aramızdaki köprüleri yıkmalarını istemek ise en doğal hakkımız olduğu düşüncesindeyim. Gelecek nesillere öğretmenlik yapacak olan bizlerinde bu tür köprüleri daha en başında kurmadan, bu mesleği icra edeceğimiz temennisini taşıyorum.

Yazımı sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ederim. Bölümümdeki öğretmenlerimden çok sevdiğim ve saygı duyduğum eğitimcilerin emekleri ödenemez. Hepimiz her birine sonsuz teşekkür borçluyuz. Ancak herkesin takdir ettiği ve ayrı tuttuğu, dersine girdiğimiz iki dönemlik süre zarfında bizlerle arasındaki köprüleri yıkan Murat Fatih Tuna hocamıza ayrıca teşekkür etme ihtiyacı duyuyorum. 

Teşekkürler. 

2 Yorumlar
  1. Emrah Yılmaz diyor

    Eline diline sağlık çok iyi yere parmak basmışsın. Üniversite öğrencilerinin bu konuda şikayeti epey fazla. Hocalarımız eleştirilere alışmış vaziyette fakat hiç bir yaklaşımda bulunmamakta ne yazık ki. Byteadam teşekkürler..

    1. byteadam diyor

      Ben teşekkür ederim. Yıllarca aynı tas aynı hamam süren eğitim sistemini birde byteadam eleştirdi çok mu? 🙂

Yorumunuzu Buraya Yazabilirsiniz.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.