Cumhuriyet Üniversitesi Anılarım

Hayatımın Bir Dönemi, Üniversite Anılarım

2

Cumhuriyet üniversitesi ve Sivas hakkında, orada geçirdiğim 4 yılın tecrübesi ile objektif kalmaya çalışarak bir yazı yazmayı istedim. Bu mezun olduktan iki yıl sonrası kısmetmiş artık. Çok fazla kişisel yazı yazmıyorum blogta. Zira artık eskisi gibi insanlar çok fazla blog takip etmiyorlar ve bu yazıyada ulaşabilen çok az insan olacağını biliyorum. Yinede buraya, tam internetin göbeğine olmasada kıyıda köşede var olan byteadam’ın bir sayfasına bu yazıyı yazmak istedim.

 

Sivas ve Şehir Hayatından Kesitler

Hayatımızın en zor dönemlerinden biridir aslında üniversite. Kazanmak için uğraşıp, birde bitirmek için paralandığınız evrenin zamanına göre çok kısa, bizim için koca bir 4 senedir. Üstüne birde her şey planlandığı gibi gitmeyip istemediğiniz ve hiç bilmediğiniz bir yerde okumaya çalışıyorsanız daha da zor bir hal alacağı kesindir. Bunu yaşamadığım için şükrediyorum. Sivas’ı ve Cumhuriyet Üniversitesi’ni tanımasam da bu konuda zorluk yaşamadım gerçekten.

2012 yılında Sivas’ın yolunu en yakın arkadaşlarımdan biri ile tuttum. Bir Trabzon’lu ve İstanbul’lu olarak denizden uzak bir yerde daha önce pek yaşamadım. Karasal iklime de pek alışık değildim dolayısıyla. Yol üzerinde gözlerimin önünden geçip giden şehirler ve o an düşündüklerim hala aklımdadır. Ağaç görememek ve tek görülen şeyin uçsuz bucaksız ovaların olması ” bu pek iyi olmayacak gibi” dedirtmişti. İnsan kendi ülkesinde en çok kendini üniversite zamanı yabancı hissediyormuş. Şehrin eski, şimdilerde yenilenen terminaline iniş yaptığımda çevrede gördüğüm ağaçlar beni bir nebze mutlu etmişti. Çölde değildim tabi ancak Sivas aklımda ona benzer bir yer olarak kalmış olmalıydı o zaman. Olmadığını görmek, yanılmak bazen güzel oluyormuş demek.

Bir şanslı olduğum konuda, benden daha önce bir yakın arkadaşımın orada halihazırda okuyor olmasıydı. Üç arkadaş, daha ilk seneden bir eve çıkmıştık. Mevlana Mahallesi denilen, Sivas’ın merkezine yakın bir yerdir evin konumu. Temiz, sessiz ve ailelerin daha çok konumlandığı bir yerdi. Zaten öyle her gün eğlenen, partileyen bir tip olmadığım için kısa zamanda çevre ile uyum sağlayabilmiştim. Yine de bazı zamanlar eğlenmek isteyince, komşulardan şikayet almadık değil.

Ev kiraları başlarda ucuzdu, en azından 2012 yılı ve civarları. 350 – 400 TL arası güzel evler bulunabiliyordu. Sonra ne oldu dersiniz? Tabii ki zamanla fırladı. Sebebi aslında ev sahiplerinden çok öğrencilerdi. Bu konuda biraz objektif davranmak lazım. Tabii ev sahipleri de suçsuz değil. Ancak ölü bir eve 900TL kira istenince bunu kabul ederseniz, yan binada bulunan teyze de kendi evini öğrenciye o kirada verir. Buda böyle yayılıp gider. Öğrencilerin yüksek kiralara, nasıl olsa baba parası deyip he demeleri kısa zamanda kiraları fırlatmıştı.

Velhasıl genel olarak Sivas’ın insanı, klasik Anadolu insanı dediğimiz karakterdeydi. Kendi hayatları içinde yuvarlanıp giden insanlardı yani. Öğrencilerin kanını emen ailelere, esnaflara da denk geldim, beni seven ve kollayan, yardımcı olan insanlara da. Her memleketin bir kötüsü ve birde iyisi her zaman vardır. Önemli olan o memlekette, gece sokakta yürürken kendini güvende hissetmektir. Sivas’ın belalı tipleri elbet vardı, ancak öğrencilik hayatım boyunca sokakta yoluna bakan birinin rahatsız edildiğini duymadım. Belki ne bakıyonlar, şunlar bunlar olmuştur. İstanbul’da yaşayan biri olarak, Sivas daha sorunsuz bir memleketti benim için.

Sivaslı pek çok arkadaşım oldu. Kimi okuldan kimi dışarıdan. Her birinin ayrı hikayeleri oldu benle. Ama genel olarak çok alıngan insanlardı Sivas’lı gençler. Hani Karadenizliler çabuk parlayıp sinirlenen insanlardır ya, Sivas’lılar da çabuk alınan insanlar. Giden olursa aklında bulunsun diye eklemek istedim 🙂

Sivas’ta bir yılımı doldurmuştum. Öyle böyle, o kadar çabuk geçmişti ki nasıl olduğunu anlamamıştım. Lisenin koridorlarından çıkıp, ilk günümde üniversitenin Kampüsünde, benden yıllar önce gelip Üniversiteli olmuş insanlara baktığımı hatırlıyorum. Sudan çıkmış balık misali, daha yeni olduğumu sezdirmemeye çalışmıştım insanlara. Taze yem olarak gözükmek istememiştim sanırım. Zaman çok hızlı geçip gidiyor işte, kıymetini bilmeli.

Sivas’ı gezmeye ve hem de anlamaya bir yıl yetiyor aslında. Küçük bir şehir nasıl olsa. Bir büyük meydan, iki koca cadde. Daha fazlasını bekleyenler için hayal kırıklığı olsa da görünce seveceğiniz bir ortam aslında. Zamanla gelişti, şimdilerde daha iyi ve canlı merak etmeyin. Mağazalar kafeler bolca mevcuttu ve sayıları daha da arttır duyduklarıma göre. Eğer bir gün giderseniz, Atatürk Caddesinin aşağısında, biraz içeride bulunan Çerkezin Kahvesi’ne gidin ve benim için orada bir kahve için 🙂

Cumhuriyet Üniversitesi Anılarım

Ben Yönetim Bilişim Sistemleri mezunuyum. İİBF Fakültesindeydi bölüm. Okulun en kalabalık ve en çeşitli yerlerinden biriydi. Her yöreden, her türden ve karakterden arkadaşlar edinebileceğiniz nadide yerlerden biridir İİBF. Bu aslında her üniversitede böyle kanımca.

Okula ilk iki hafta uğramamıştım. Derslerden birine girdiğimde insanlar beni üstten ders alan ikinci sınıf öğrencisi sanmışlardı. Bir kaç hafta böyle geçti, sonradan arkadaşlar edinince gerçek ortaya çıktı. Bazen gizemli olmak iyidir ancak çok sönük kalmakta pek iyi değildir. Bu yüzden arkadaş edinmeye çalışmıştım zamanı gelince. Çok güzel arkadaşlıklar kurdum, bazıları da halen devam etmekte. Bazıları ise üniversitenin tozlu anılarının içinde kaybolmakta.

İlk iki yılım neredeyse okula uğramamak ile geçmişti. Gezdim, tozdum, uyudum, arkadaşlarımla takıldım ve koca iki yılı çabucak devirdim. Büyük yanlış yapmıştım tabii ki. Üçüncü sınıfa geldiğimde, arkadamda tonlarca ders bıraktığımı görünce farkettim. Çok geç değildi ancak önümdeki iki yılda tüm o dersleri verip, okulu uzatmadan bitirebilmek imkansıza yakın gözüküyordu. Zira derslerine hiç girmemiş olduğun iki koca yıl ve dört koca dönemi temizlemek çok kolay değildi. Yinede başardım ve okulu zamanında bitirdim. Sabah dokuz ve akşam on çıkış saatlerim ile bir rekora imza atarak hemde. Arkadaşlarım dahi okulu nasıl bitirdiğime şaşırmışlardı. Sabır, azim ve çalışmanın her şeyin çözümü, başarının da anahtarı olduğunu o zaman öğrendim.

Eğitim sistemine oldum olası karşı durmuş, istediğin bölüme değilde kazanabildiğin bölümü okumanın hiç bir zaman bu ülkeye yararı olmayacağını savunmuşumdur. Neyse ki ben istediğim bir bölümü okuyamasamda istemediğim bir bölümü de okumadım. Bilgisayar Mühendisliği hayallerim, kimya ve biyoloji ile karanlık sulara gömülmüştü. YBS bana bir umut ışığı gibi doğmuş, hemencecik araştırıp ilk açılan üniversitelerden biri olan Sivas’ı ilk sıraya kondurmuştum. O zamanlar pek fazla şehirde açılmamıştı zira.

Eğitim konusuna girmek ve girmemek arasındayım ancak biraz değinmek istiyorum. Cumhuriyet Üniversitesi çok kaliteli öğretmenler barındırıyordu ama aynı zamanda kaliteli öğretmenlerden daha çok vasıfsız eğitimcileri de mevcuttu. Bölümüm olarak neyseki alanında çok sağlam hocalara denk gelmiştim. Her birine ayrı müteşekkirim. O zaman verdikleri hayat derslerini anlamasamda şimdi ne demek istediklerini çok iyi anlıyorum. Sanırım tek keşke dediğim konu daha çok derslerine girip, çalışmamam 🙂 Vasıfsız kısmına değinmek istiyorum. Tabii ki kimin vasıflı ya da vasıfsız olacağını değerlendirecek üstün merci değilim. Yine de hem babası, hem de iki kardeşi yıllarca eğitimcilik yapmış hem de tecrübeli bir öğrenci olarak bu değerlendirmeyi kendimce yapabileceğimi düşünüyorum. Eğer işi sadece derse girip kitaptaki bir konuyu, yine kitaptan okuyup ardından çıkan bir hoca varsa ona vasıfsız demek normal bana göre. İnsan üniversite bulunan ve eğitim veren kişilerin daha donanımlı olmasını bekliyor. Bu beklentinin altında kalan hem kendi bölümümde hemde başka pek çok bölümde duyduğum ve gördüğüm kişiler oldu. Üniversite de hocalığa bir kapak atsam diyerek gelen ve kapağı atan kişilerden zaten pek de vasıf beklenemezdi. Öyle eğitimciler gördüm ki, bu hoca bu üniversiteye fazla dediğim eğitimcilerdi ama yine öyle eğitimciler gördüm ki içimden sen git ilkokulda hocalık yap dediğim kişilerdi.

Neyse. Üniversite her şeye rağmen güzeldi. Ama sosyalleşme ve elle tutulur bir şeyler olma açısından yoksun bir üniversiteydi. Aktif kulüpleri ve organizasyonları pek azdı. En fazla organizasyon Karadeniz turuydu o yani. Zaten Karadenizli olduğum için ona da katılmadım. Eğleneceğiniz, kafanızı dağıtacağınız pek çok olanaktan yoksun olan bir üniversite Cumhuriyet Üniversitesi. Her şey olsun, kaliteli bir üniversite yılları geçireyim diyorsanız sizin için tavsiye etmem. Eğitim alayım, sakin zaman geçireyim ama arada da bir şeyler olsun diyorsanız gelin. Sizi idare eder. Kısaca ne kafayı yeyip bu ne lan diyeceğiniz, ne de oha çok iyi üniversite diyeceğiniz bir yer değil. Onun ortasında, kendi yağında kavrulan bir yer Cumhuriyet Üniversitesi.

3. Sınıftı sanırım, bahar şenliklerinde gelmişti grup.

Pek çok kişi üniversite tercih dönemlerinde bana, sitedeki yazılarımdan ulaşarak sorular sordular Sivas ve Cumhuriyet Üniversitesi hakkında. Genel olarak sizlere diyeceğim şey şudur ki nerede olursanız olun, ne okuyor olursanız okuyun, üniversite yıllarınızı güzel kılacak tek şey kendinizdir. Güzel arkadaşlıklar, insanlar kazandığınız zaman en kuytu yer bile bazen mezun olduktan sonra özlemle anılabilir. Bazen güzel günlerinizi ya da en kötü günlerinizi geçirdiğiniz odanız rüyalarınıza girebilir. Sevgilinizin size orada, o şehirde yaptığı yemeğin tadı damağınızda kalabilir, arkadaşlarınızla bir ortamda gülmekten yıkılırken ki bir zaman memleketinizde, kendi evinizde yalnızken aklınıza gelebilir. Tüm güzel anıları sadece sizler var edebilirsiniz. Kötü anılar çevrenin size getirdikleridir sadece. Sizler her kötü anıya karşılık, fazlaca güzel anı biriktirmeli ve bu şekilde yaşamalısınız. Üniversite tecrübelerin, yani hayatın kazanıldığı ender yerlerden biridir.

Aslında daha fazla şeyden bahsetmek isterim ancak yazıyı fazla uzatmak ve okuyacak olan içinde ilk baktığında ulan çok uzun yazı dedirtmek istemiyorum. Dört koca yıl tabii ki bu kısacık yazıya sığmayacak kadar büyük insan için. Son olarak şunu söylemek isterim. Hayallerinizi gerçekleştirebileceğiniz aynı zamanda da hayal kırıklıkları yaşayacağınız, size en büyük tecrübeleri yaşatacak yegane yerdir üniversite. Tadın ve tattırın. Sağlıcakla kalın.

2 Yorumlar
  1. Elif diyor

    Merhaba döngüleri araştırıyordum birden kendimi bu sitede buldum.. Biraz incelediğim de baktım ki sizde CÜ YBS mezunusunuz. Bende ikinci sınıf öğrencisiyim ve bölüme olan inancım biraz az, hatta Sivasta okuyup kendini nasıl geliştirebilir biri diyordum. Gerçekten umut verici yazılar paylaşmışsınız ve okulumuzu eğitimi dahil çok iyi anlatmışsınız. 😊

    1. byteadam diyor

      Yardımcı olduğuma sevindim. Geleceğinin kendi elinde olduğunu unutma. Cü’den çıkıp güzel işler başaran insanlar var. Önemli olan araştırmak, çalışmak ve daima hayal kurmak 🙂

Yorumunuzu Buraya Yazabilirsiniz.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.