Çağımızın Hastalığı : Düşünme Kaybı

0

düşünce kaybı

Hiç hayatınızda bir şeylerin eksik olduğu hissine kapıldınız mı?

İster istemez her günümüz birbirine çok benzer bir şekilde geçip gidebiliyor. Hayatımızın her dakikası sanki klonlanmışçasına birbirini izlerken, bizler sadece robotlaşmış bir şekilde  bu mekanik hayata uyum sağlamaya çalışan işçiler gibi hareket ediyoruz.  Her şeyin sonunda, gerekliliklerimiz dışında kalan zamanlarda ise vücudumuzun aniden boşta kalıp aklına nikotini getirmesi gibi telefonlarımıza veya bilgisayarlarımıza sarılıyoruz.

Pek çok insan boş zamanlarında sosyal medya veya oyunlarla vakit geçiriyor. Temel anlamda internetin hayatımıza girmesi ile eski uğraşların yerini yenilerinin alması çok normal gözükebilir. Ancak insan aklı “ İşleyen demir paslanmaz” atasözü ile paralel bir şekilde varlığını sürdürürken, yaratıcılığımızı körelttiğimizin ve başarıya giden yollarımızı tıkadığımızın farkında olamıyoruz.  Yeniliğe gerçek manada çabucak alışma gibi bir yeteneği olan insanlarımızın bu avantajı pozitif bir yönde kullanmak yerine hala ve hala negatif bir yöne doğru gitme eğilimi gelecek nesil için pekte uygun bir davranış gibi gözükmüyor. Zira bizler nasıl bir yaşantı tarzı çizersek, gelecek de o çizgi doğrultusunda uzayıp yoluna devam edecektir.

Yazımın girişinde ilk sorduğum sorunun cevabı pek çok şey olabilirdi. Bu soru para, aşk, unvan, zafer ve daha fazlası ile insandan insana değişerek cevaplar bulabilir. İnsan isteklerinin sınırsız olması her zaman hayatımızda bir şeyleri eksik kılacak ve bu eksiklik hissi hayatımızın sonuna dek devam edecektir.  Hayattan her zaman istediğimizi alamamak ve buna karşı duyduğumuz öfke ile birlikte zihnimizde bir yerlere yerleşen bu his genişleyip bazılarımız için akıl almaz boyutlara gelebilirken, bazılarımız için ise hayata küsme ile sonuçlanabiliyor. Günün sonunda ise bazılarımız da bu istekleri farklı yönlere çekerek bastırma girişimde bulunuyor ve hayatına devam etmeye çalışıyor. Bu girişimleri ise genelde tam önümüzde, bilgisayarımızın ekranında, sosyal medyada görebiliyoruz. Öfke, alay, ırkçılık, tahammülsüzlük, küçümseme, yalan, ego… Mekanikleşen hayatın çıkmazında, kısılıp kaldığımız bu dakikaların içinden çıkış yolunu sanal mecralar olarak görmek aslında sadece kaçınılmaz sonu geciktirecek ve yine bizi bahsettiğim o ilk iki neticeye götürecek. Sınırsız isteklerimiz karşında ezilme veya hayata küsme, en sonunda ise çağımızın hastalığı olan düşünce kaybının gerçekleşmesi…  Ve insanın düşünme yetisini kaybederek en ilkel şekilde hareket etme güdüsünün zaman zaman açığa çıkması… Açlığın getirdiği his ile saldırganlaşan insanın, zihnin en temel ihtiyacı olan “düşünme” yetisinin eksikliği ile birlikte gelebileceği nokta çok kötü sonuçlar doğurabilir. Freni patlayan bir kamyon, rayından çıkmış bir tren, motorları durmuş bir uçak nasıl ise düşünce mekanizması yok olmuş veya olmaya yüz tutmuş insan da aynı şekilde tehlikeli olacaktır. Peki, bu sonu gelmez istekleri nasıl bastırabilir ve düşünme yetimizin isteklerimiz altında kalmasını nasıl engelleyebiliriz?

Gerçek dünya aslında bana göre gördüklerimiz değil, hissettiklerimizdir. Gözlerimiz sadece bizlere olan ve biten şeyleri gösterir. Aklımız ise bu gördüklerimizi bizlere hissettirerek yorumlama şansı tanır ve bu yorumlara göre hareket ederiz. “Yorum” tanımını kullanmamın en temel sebebi ise verilen tepkilerin tamamen değişkenlik göstermesinden kaynaklı olmasıdır. Zira aynı olayı zihnimiz şartlara bağlı olarak farklı yorumlayabilir ve farklı zamanlarda farklı tepkiler verme ihtimalimiz olabilir. Tüm bunların ışığında aslında yaşadıklarımızın hissettiklerimiz ile doğru orantılı olduğunu söyleyebilirim. Ancak bir diğer sorumuza döndüğümüzde, yani düşünme yetimizin varlığını isteklerimiz karşında nasıl yok etmeme sorusuna bir cevap olarak yazımın sonuna kadar ben “ Hayal Dünyamız “ cevabında ısrar edeceğim. Zira tüm yaşadıklarımız zihnimizin içinde bir yerlerde gerçekleşirken, hayal dünyamızın da aynı çatı altında bulunması bu cevabı benim için mantıklı kılıyor.

Yazımın ikinci kısmına Hayal Dünyamızdan ve Kitapların Şifasından bahsederek devam edeceğim.

 

Kerem Uzun

byteadam

Yorumunuzu Buraya Yazabilirsiniz.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.